Ahiret bilinci, dünyayı geçiştiresin diye değil, işlerini derme çatma yapasın diye değil, dünya günlerini sonsuz derin bir an’a yakıştırmak üzere ayağa kaldırasın diyedir. Yeni yetme an’ı büyüten ana olasın (ümmü’l vakt) diye, kuru başaklar gibi boynu bükülmüş zamanın belini sonsuzluk sorumluluğuyla doğrultasın diyedir.

“Dünya” dediğini bir kenara atarak varıyor değilsin ahirete; ettiklerini, dediklerini, dokunduklarını, sustuklarını, gördüklerini, işittiklerini avuç avuç tohumlar olarak götürüyorsun. Hasat edince seni utandırmayacak bir “dünya” koy avuçlarına.

“Sonsuzluk duygusunu hakkıyla kuşanmadıkça, hakikat duygusu elimizden kayıp gidecek…” der Ken Wilber, doğu bilgeliğini anlattığı No Boundary kitabında.  Yaşadığın her an, sonsuzluğa dal budak salan bir tohumdur. Vaktin dallarının eğildiği yerdir cennet de cehennem de. Kıyamet dedikleri korkuyla bekleyeceğin kaotik bir yıkım değil, an’ın kıymetinin açığa çıkarıldığı müşfik bir kırılmadır, kasıtlı bir açılmadır. Yumurtanın kabuğunu kırarak, yumurtaya kıyamet yaşatan, yumurtanın içindeki kıymeti açığa çıkarır; değerlendirmeye alır.

Sonsuzluk dünyadan sonra gelecek sanıyorsan, yanılıyorsun. Şimdi diye bildiğin an tohumu sonsuz tadımlara, ahiret meyvelerine doğru çatlıyor. Cennet meyveleri dünyada ektiğin tohum anların somutlaşmış ve sonsuzlaşmış yansımaları olarak karşı”tanıdık” gelecek sana. Cennetini dünyada inşa ediyorsun; zamana nasıl davranıyorsan, sonsuz zaman da davranacak sana. “Şimdi” ya da “bugün”  diye geçiştirdiklerin sonsuz meyvelerin  sardığı tohumdur.

Hepimizin bildiği ve deneyimlediği bir durumdur. Çok güzel bulduğumuz bir şeyi seyrederken zamanın akışını unuturuz. Hep orada olmak isteriz. Hep o anda kalmayı arzu ederiz. Sonsuzluk duygusuyla tanıştığımız andır o an. Hakikat bizi sonsuzluğa taşır. Güzellik bizi sonsuzlukla tanıştırır. Bizi sonsuzluğa taşıyan güzeldir, estetik olandır.

Güzelliğin doğurduğu sonsuzluk duygusu, güzelliği doğurandır aynı zamanda. Bugün binlerce yıl öncesine ait olduğu halde, hiç eskimeyen, hayran bırakan, zamanın akışını durduran sanat eserleri sonsuzluk duygusunun doğurduğu an’dan taşmadır. Eskimeyen eserler bırakan insanların sırrı budur. An’ı yekpare sonsuzluk olarak yaşarlar; o an’ın içinde derinleşirler. Akıp giden parçalanmış zamanın üzerine çıkarlar. Miraç yükselişi, bu anlamıyla, her insanın misyonudur.  

Şimdi, o ‘an’ın başındasın! Sonsuzluğun sorumluluğunu al!

Senai Demirci

Samsun’da, 11 Kasım 1963’te doğdu. Uzun bir süre genç olarak yaşadı. Gençliğinin ilk kısmı zor sorulara cevap aramakla geçti. Sonra zor cevapların sorularını sormayı öğrendi. Kolay cevapları sevmedi. Ayakkabıcı çırağı olarak çalıştı. Çokça ayakkabı parlattı. Dağlarda inek çobanlığı yaptı.

Bir yorum bırak

Mail Listesine Katıl

YENİ BULUŞMALARDAN VE YENİ YAZILARDAN HABERDAR OLUN

İstenmeyen posta göndermiyoruz!

Sizin için seçtiğimiz yazılar