Bana bir harf öğretmekten fazlasını yapan,

“kutsal ekoloji” dersine başlatan Mustafa Sarı hocama

“Ve Biz her ümmet için kurban kesmeyi bir ibadet kıldık, bu vesileyle O’nun kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine Allah’ın ismini ansınlar. Bakın, ilâhınız tek bir İlah’tır; o halde yalnız O’na teslim olun! Ve O’na yürekten boyun eğenleri müjdele!” [Hacc, 22/34]

Bir ayette sözü edilen eylemin anlamına, ardındaki gerekçeyi bularak erişebiliriz. Hacc 34’te “kurban kesmek”ten söz ediliyor ama söz Allah’ın izniyle/ismiyle kesmeye bağlanıyor: “İlâhınız tek bir İlah’tır; o halde yalnız O’na teslim olun!” Ayetin sonundaki “muhbit” kavramı ise eylem ile imanın düğümlendiği noktayı işaretliyor: “Yürekten boyun eğmek” İtaat etmek ama itaati kalben yapmak. Zira kalbin eylemidir iman.  Şu halde sadece kurban edilenler gibi kurban edenler de ‘kurban’ olmalı, yürekten boyun eğmeli İlâh’a.

Kurban kesen kestiği canı, eksilttiği nimeti Allah’a ait diye bilir, böylece Allah’a teslim eder. Kurban kesen kendi canının da Allah’a ait olduğunu teslim eder; kesen olarak iktidar sahibi değil, sadece izinli olduğunun farkındadır. Kesilen canların hepsi emanettir. Bu can bitki de olsa hayvan da olsa fark etmez. Mesele, cana kıyıp kıymamak değil, cana kıymet verip vermemektir. Vejeteryan da cana kıyar; kebapçı da.

Vurgu sadece hayvan boğazlamaya değil, kesilen ve tüketilen her türlü nimeti “Allah’ın ismiyle” kesmek ve tüketmeyedir. Zira ayette geçen “en’am” sadece “hayvanlar” demeye gelmez. “Nimetler” demektir; hayvanlar her haliyle “nimet” oldukları için “en’am/nimetler” adıyla zikredilir. Öyleyse, her nimeti Alllah’tan bilerek yemektir “kurban”ın sırrı.

Kurban kesmeyi emrettiği söylenen Hacc 34’te mesele sadece “kesmek” değil. Mesele,  “ilahınız bir ilah’tır” gerçeğini kavramaktır. Yenilmesi helal olan hayvanları sayan ayetlerin ardından gelen bu ayet, insanın hayvanlar üzerindeki tasarrufunun insanın daha güçlü, daha akıllı oluşundan gelmediğinin altını çizer. İnsan güçlü ve akıllı olduğu için kesiyor değil, hayvan da zayıf ve akılsız olduğu için kesiliyor değildir. İnsana izin verilmiştir sadece. “[Hayvanların da sizin de] ilahınız birdir” hatırlatır ayet. İnsan olarak konumumuzu gözden geçirmeye çağırır. “O ilah dilerse siz insanları kesilen, hayvanları kesen yapabilirdi. Ama yapmadı. Şimdi kesen makamındaysanız, bunu hak ettiğinizden değil ilahınız böyle takdir ettiğindendir.” Kesmelerinin hepsi İlah’ın izniyle olduğuna göre, kesmeler “Allah’ın adına” olmalıdır.

Vurgu sadece hayvan boğazlamaya değil, kesilen ve tüketilen her türlü nimeti “Allah’ın ismiyle” kesmek ve tüketmeyedir. Zira ayette geçen “en’am” sadece “hayvanlar” demeye gelmez. “Nimetler” demektir; hayvanlar her haliyle “nimet” oldukları için “en’am/nimetler” adıyla zikredilir. Öyleyse, her nimeti Alllah’tan bilerek yemektir “kurban”ın sırrı.

Ayrıca, bu ayette “kesmek” fiili de yoktur; canı O’na teslim etmek vardır: “Artık O’na teslim olun.” Demek ki kurban kesen kestiği canı, eksilttiği nimeti Allah’a ait diye bilir, böylece Allah’a teslim eder. Kurban kesen kendi canının da Allah’a ait olduğunu teslim eder; kesen olarak iktidar sahibi değil, sadece izinli olduğunun farkındadır. Kesilen canların hepsi emanettir. Bu can bitki de olsa hayvan da olsa fark etmez. Mesele, cana kıyıp kıymamak değil, cana kıymet verip vermemektir. Vejeteryan da cana kıyar; kebapçı da. Kurban kesen, yaptığı işin izinle olduğunu bilir; İlah’ı birler, kendini kestiği üzerinde ilah bellemeye kalkmaz. Kesen el de, bıçak da kurban da Allah’ındır; başkasının değil.

Kurban kesen kestiği canı, eksilttiği nimeti Allah’a ait diye bilir, böylece Allah’a teslim eder. Kurban kesen kendi canının da Allah’a ait olduğunu teslim eder; kesen olarak iktidar sahibi değil, sadece izinli olduğunun farkındadır. Kesilen canların hepsi emanettir. Bu can bitki de olsa hayvan da olsa fark etmez. Mesele, cana kıyıp kıymamak değil, cana kıymet verip vermemektir. Vejeteryan da cana kıyar; kebapçı da.

En başta da kendi canını O’na teslime hazırlamalı insan. “İnnâ lillah” diye/bilmeli. “Ben Allah’a aitim.” “Biz Allah’ın mülküyüz.” Canla başla teslim olmalı; hayvanlar üzerinde iktidar taslamamalı. “Ne kadar çok kestim, ne kadar çok dağıttım”lar üzerinden kibirlenmeye kalkmamalıdır. Aslında her an kurban keseriz insan olarak; yuttuğumuz her lokmada, içtiğimiz her yudumda varlıktan bir şeyi eksiltiriz. Ekmeği suyu boğazlarız. İşte her an kendimize Allah’ın adıyla mı değil mi, sormalı…  Şu halde, her şey “kurbanlık”tır; Allah’ın yakın olduğunu bilmeye vesiledir. Namaz da vaktin kurbanıdır meselâ. Bir günün başını kesmeye denk gelir beş vakit. Allah adına zamanı kesmek demektir. Başını secdeye koyarak başını teslim eder insan, günün baş köşelerini Allah adına harcar. “Öyleyse müjdele böyle yürekten boyun eğenleri…”

Senai Demirci

Samsun’da, 11 Kasım 1963’te doğdu. Uzun bir süre genç olarak yaşadı. Gençliğinin ilk kısmı zor sorulara cevap aramakla geçti. Sonra zor cevapların sorularını sormayı öğrendi. Kolay cevapları sevmedi. Ayakkabıcı çırağı olarak çalıştı. Çokça ayakkabı parlattı. Dağlarda inek çobanlığı yaptı.

2 Yorum

  1. Hakuna matata 26 Ağustos 2021 at 07:05 - Yanıtla

    Emeğinize yüreğinize sağlık

  2. Fatma 26 Ağustos 2021 at 23:39 - Yanıtla

    Yürekten boyun eğebilmek. Eğdiklerinin eğdiğini bilmek.

Bir yorum bırak

Mail Listesine Katıl

YENİ BULUŞMALARDAN VE YENİ YAZILARDAN HABERDAR OLUN

İstenmeyen posta göndermiyoruz!

Sizin için seçtiğimiz yazılar